19 Aralık 2012 Çarşamba

KAFASI KARIŞIK KARTALIN YUVASI, ARNAVUTLUK


Giriş:


Balkan diyarlarına ilk seyahatimin üstünden üç yıl geçti. İlk başta sadece atalarımdan birinin mezarını ziyaret etmek istiyordum. Ne de olsa kökenlerim Rumeli’ye dayanıyordu ve Balkanlar bir şekilde beni cezp ediyordu. Seyahatin hesaplı olması, vize gerekmemesi de önemli bir etkendi. Ama zamanla bu çekim daha büyük bir isteğe dönüştü. Farklı bir boyut kazandı ve giderek tüm Balkan ülkelerini kapsayacak bir proje haline geldi.


Bir heves olarak başlayan, ancak zamanla kafamda sınırları çizilen bir rotaya dönüşen projenin miladı da Arnavutluk planları yapmaya başlamam sayılabilir. Daha önce iyi kötü kendi kökenlerimle ilgili yerleri seçmeye çalışırken, Arnavutluk seyahatime temel olacak hiçbir kişisel neden yok. Neden Arnavutluk sorusuna cevap vermem zor. Belki de vize istenmemesi ve geriye kalan Balkan ülkelerine göre daha hesaplı görünmesi…


Belki de bu seyahatten başlayarak, atalarımın tarihine yaptığım yolculuk kendi kişisel tarihime dönüşecek ve Balkanlara dair deneyimlerim başka gezginlere ışık tutacak. Belki bir hayal, belki de bir heves… Ne olursa olsun, ne kadar sürerse sürsün kafamdaki Balkan rotasını tamamlamaya kararlıyım. Bunun için de Arnavutluk’la yoluma devam edeceğim.


3 Şubat 2012 Cuma

TANIŞTIĞIMA MEMNUN OLDUM, SIRBİSTAN

Giriş

Önyargılarım vardır. Şarkılar, yazarlar, yemekler, insanlar ve ülkeler hakkında… Kimse “benim önyargım yok” demesin. Kimi tadını bilmeden patlıcan yemez, kimi ufacık örümcekten nefret eder. Bana göre; insan bilmediği, tanımadığı şeylere, en çok da diğer insanlara karşı önyargılıdır.

Sırbistan’a gitmeye karar verip de bu seyahatime sebep teşkil edecek bir zemin düşünürken önyargılarım aklıma geldi. Ne benim Sırplara yönelik düşüncelerim olumluydu ne de Sırbistan ve Sırplar deyince çevremden olumlu titreşimler alıyordum. Düşüncelerimiz nasıl olumlu olsun ki? Henüz öğrenciyken, tarih derslerinde Sırplarla karşılaşmamız 1. Kosova Savaşı’nın sonunda Sultan 1. Murat’ın bir Sırp tarafından şehit edilmesiyle olur, üstelik sultan yaralı Sırp’a yardım eli uzatmıştır. Sonrasında ise Rumeli’nin fethi boyunca, Balkan Savaşları’na kadar Türklerle Sırplar sürekli karşı karşıya gelmiştir.

Daha sonraları ise 1. Dünya Savaşı’nın başlamasına neden olan ilk kurşun yine bir Sırp tarafından Avusturya Arşidükü Franz Ferdinand’a sıkılır. Son olarak da 90’larda Balkanlarda yaşanan kaosun ve binlerce Müslüman Boşnak ve Arnavut’un ölmesinin en büyük sorumlusu olarak görülürler. İçinde yaşadığımız coğrafyada Boşnak ve Arnavutlarla olan organik bağlarımız bir yana, yaşanan acılara ve yapılan zulmün hâlâ süren etkilerine kayıtsız kalmak imkansızdır. Bu nedenle sadece bizler tarafından değil, pek çok toplum tarafından Sırplar “kötü çocuk” olarak nitelendirilmektedir.

Doğruya doğru. Bu yolculuğu yapmaya karar verdiğimden andan itibaren tedirgindim. İster istemez kötü bir muameleyle karşılaşır mıyım diye aklımdan geçiriyordum ve zaman zaman düşman topraklarına girecekmişim gibi hissediyordum. Ancak yapılan mezalimi, tanık olunan acımasızlığı tüm topluma yüklemek doğru mu? Öyle olsa bile insanlar gibi toplumlar da değişemez mi? Yüzyıllarca süren bir düşmanlık bitmiş olamaz mı? Bilmiyorum. 4-5 gün gibi kısa bir sürede bu soruların cevaplarını bulabilir miydim, onu da bilmiyorum. Ama bunun için Sırbistan’a gidiyordum. Sonuçta iyi de olsa kötü de, önyargılarımı yargıya dönüştürmek için…